Merhaba... Bu tren içinde gezip her şeyi birlikte göreceğimiz, birlikte itiraf edeceğimiz tren arkadaşları. Haftada bir birlikte yolculuk yapacağız… Bu treni kaçırmayın…
Sanat hayatımızı hiç belli etmeden tatlı tatlı, içten içten güzelleştiren çok ama çok kıymetli bir yaşam alanıdır. Sizi hiç sıkmayacağım. Sanatın kıymetini anlatacak değilim tabii ki…
Şöyle düşünelim…Hayatınızın her anında , aklınıza geldikçe yapmaktan gurur duyduğunuz, yaptığınız için kendinize durmadan teşekkür ettiğiniz bir şey var… Ama çevrenizdeki insanlar bunu kusur olarak görüyor, hele de kadın başınıza yaptığınız için…
Ben kendini tiyatronun kollarına bırakabilmiş şanslı bir kadınım. Şimdi bahsedeceklerim çok ama çok komik olmakla birlikte öyle kırıcı ki. Neye benziyor biliyor musunuz; küçük bir cam parçası ince ince acıtır ya, öyle işte…
Ülkemizde bir bayan “tiyatro oyuncusuyum” dediği an , aynen Türk filmlerindeki tabirle kötü gözle bakılıyor…Çok gülünç değil mi? Bir tiyatro oyuncusu, ergenlik çağından itibaren fuhuş yaparak yaşamını kazanan, ilk fırsatta bir mafya babasının desteğiyle albüm yapan, kendini garantiye almak için köpekler gibi çocuk doğuran sanatçılarla yan yana düşünülüyor… İnsanın aklı almıyor bunu!
Almıyor…
Tiyatro çok büyük bir zeka, bilinç, kapasite gerektirir arkadaşlar… Ciddi bir bilgi birikimi gerektirir. Cesaret gerektirir. Saymakla bitiremeyeceğim meziyetlerin aynı kişide toplanması gerekir. Böyle biriyle karşılaşınca bence bırakmayın yakasını, gidin peşinden…En önemlisi çok güçlü hisler gerektirir; insan tüm gücüyle hayatı hissediyorsa kimseye zarar vermez, kimseye. Neden korkuyorsunuz bizden. Yoksa yanılıyor muyum, aşağı değil de ulaşılmaz mı görüyorsunuz bizi, biz sanatçı kadınları; biz üreten kadınları…Ah aklım almıyor…
Çehov’un çok sevdiğim bir karakteri der ki: “Evet beni alkışlarlar, benim fotoğrafımı alırlar. Ama aralarına girmek istedin mi, bir yabanım onlar için, bir çirkefim, bir fahişeyim!...Halka inanmıyorum artık”…
Her şeyi söylemiş Çehov ne diyim…
Bakın size birkaç trajikomik cümle sıralayayım:
“Hmm..Tiyatrocu mu? Kesin denemediği halt kalmamıştır onun…”:)
“Ne tiyatrocu mu? O sahnede her şeyi yapar, yatıp kalkmadığı adam kalmaz”:)
“Abi kız tiyatrocu; iyi hoş da ben geniş bir adam değilim. Yapamam onunla abi…”:)
“O kız tiyatrocu ya iyi yalan söyler; tiyatrocu ne de olsa”:)
“Ben tiyatrocu gelin istemem, kendi de ailesi de bozuktur onun”:)
“Tiyatrocu mu , o kesin yemek yapamaz”:)
“AAA…Kız tiyatrocu ,yazık hayırlısı olsun bakalım”
….
Daha ne söyleyeyim. Amacım böyle düşünen zavallı insanlara bir şey kanıtlamak değil. Yazık onarla. Sadece sallayıp kendine getirmek istediğim bir cehalet var karşımda. Arkadaşlar inanamayacaksınız ama bir sanatçının en önemlilerinden biri de yaşamayı öğretmek, cehaletle savaşmaktır… Bu güzel ve biricik hayatlarımızı böyle derme çatma duvarlar içinde küflenerek geçirmek niye?
Ey asla başkalarını kötülemeden kendi hanımlığını kanıtlayamayan zavallı kadın! Sana sesleniyorum! Sen kimsin de oturduğun yerden bu kıymetli bu takdire şayan hayatları karalamaya çalışıyorsun, tutmayı bilmediğin kalemle. Kendine gel de aramıza katıl. Bu hayatı güzelce tatlıca yaşayalım. Geç değil, topla kendini de gel hadi…
Trenimiz bu hafta bir tiyatronun kutsal sahnesinin arkasındaki kulisin içinde oturan bir kadın oyuncunun yanından geçti…Belki haftaya sizin yanınızdan geçer ve sizi de yolcu eder…