Her sabah evimden o ağır kalkanlarla çıkmaktan yorgunum, kollarım , omuzlarım gözlerimin içindeki gerçek insan ağrıyor …
Yanıma kadar sokulup şiddetli bir hazla durmadan minik sözcüklerle saldıran insanlarla yaşıyorum , hepiniz gibi… “neden” diyorum içimden , “bu nasıl bir tatmin ki , bu kadar ani bir refleks haline gelip aramıza dikiliyor?” anlamıyorum…
Sadece başka hiçbir yerde , başka hiçbir biçimde var olamamış çaresizler kötü anlardan ve durumlardan kendine hikaye çıkarır. Nedenlerini bile bile hiçbir çaresize kızamıyorum bile . Bu basit ama kırıcı anlar, kızgınlığı hatta üzeride konuşulmayı bile hak etmiyor anlayacağınız.
Kalkanlarla evden çıktığımız, zarar görmemek için boş boş güldüğümüz , eve girince utançtan yanaklarımızın uyuştuğu bir dünyada yaşıyoruz .
Burada bulunup bulunduğumuz yerde tatlı bir katalizör etkisiyle varlığımızı hissettirmek yerine, o enkaz beyinlerden biri olmayalım…
Bu hasar nerden geliyor da bu kadar saldırganız? Bir hayvanın minicik bir hamlede verebileceği hasarın binde birini verebilmek bizi “kim” ya da “ne” yapıyor da elimizde etrafa saçmak için avuç avuç cam parçası taşıyoruz?
Şiddeti yediğimizle, içtiğimizle , izlediğimizle , duyduğumuz, gördüğümüzle ta iliklerimize kadar işleme için çaba gösteren sisteme mide bulandırıcı ve ucuz kırıcılıklarla mı yaranmaya çalışıyoruz? Yazık…
Şimdi, birkaç sn için sadece bu gün kaç kişiden üzerinde konuşulmaya bile değmeyecek kadar minik hasarlar gördüğünüzü bir düşünün…Ve bunun yarattığı ince tiksintiyi…Siz buna neden olmayın …
İnsan neden olduğu her şeye sahip çıkabilecek kadar iddialı ve biricik olmaya layık çünkü…