ZAMAN? …Ben zamanın “geçen” bir eşy olduğunu unutmuşum…
Sen ,bebeğimizi ancak vücudu moraracak kadar acıyla ölünce kucağına alırsın; elleri artık minik minik kıpırdamazken…
Seni beklediğim yerde , bir deprem olup ben altında kamadan geçmezsin kapımın önünden…Yıkılmış kapımın…
Bu kasaba, bir kahve içeceğin yer kalmayacak kadar terk edilmeden canın kahve çekmez senin…
Gözlerim , geleceğin yollara bakarken körleşir yorgunluktan; o zaman karşıma çıkarsın; görmek için ellerimden birini düşünmeden vereceğim gözlerine, kör gözlerle bakabilirim ancak…
Sen bana dokunmak için bedenimin soğumasını beklemiş gibi ölümüme yetişirsin ancak…
Hayal ettiğim yerlere beni götürmek için bizi götürecek yoların solmasını ,ölmesini beklersin…
Beni özlemek için , beni unuttuğun bir yerlerde bırakmayı beklersin …
Geldiğinde ,bebeğimizi kucağımda boğmuş , sana bakmaya çalışırken gözlerimi kör etmiş, gelmediğin için nefesimi bitirmiş olacağım: Geç kalacaksın sevgilim.
Zaten bana gelen yolar solmaya başladı; ölüyor her sapağı…