“Üçüncü dünyada tipik bir doktor, son derece uygunsuz bir teknolojinin
fonksiyon ifa etmez bir parçasıdır. Bir Rolls-Royce filosu toplu taşımacılık
sorununa ne kadar çözüm getirirse, üçüncü dünyadaki bir doktorun da
sağlık problemlerine çözüm getirme şekli öyledir”- Paul Harrison
Ülkenin gitmesek te “bizim” olan bu yerlerinde, basından derlediğim son birkaç ayda ülkemizde meydana gelen hazin sağlık öykülerini okuyalım isterseniz;
“Van'ın Muradiye İlçesi'nde yolu kardan kapalı olan Babacak Köyü'nde doğumdan sonra rahatsızlanan kadın, Erciş İlçesi'ne giden Kadın Doğum Uzmanı ile yapılan görüşmeler sonucu, hastanede ultrason cihazı bulunmadığı için hasta kadın Van'a sevk edildi(İHA-11.02.2006). Hakkari'nin Çukurca İlçesi'nde yolların kapalı olması nedeniyle mahsur kalan 2 doğum hastası, helikopterle Hakkari Devlet Hastanesi'ne getirildi. Hastalardan birinin kurtarılmadan önce köyünde bir kız çocuğu dünyaya getirdiği, ancak kanamasının devam ettiği, diğer hastanın ise henüz doğum yapmadığı belirtildi.(İHA.08.02.2006).Yolu kapalı olan Ağrı'nın Diyadin İlçesi Dedebulak Köyü'nden üç gün boyunca yürüyüp Van'ın Erciş İlçesi'ne geldiklerini söyleyen iki vatandaş, köylerinde bulunan hasta insanlara ilaç alıp geri döndü(İHA.24.01.2006).Bitlis'in Yolağzı Köyü'nde mahsur kalan bir hasta, 7 saatlik çalışmadan sonra 112 Acil Servis ekipleri tarafından kurtarıldı(İHA-23.01.2006).Yüzlerce köy yolunun kar yüzünden kapalı olduğu Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde, Van'da gördüğü tedavinin ardından 20 gün önce taburcu edilmesine rağmen köyüne götürülemeyen hasta, köylülerin yardımıyla sedyeyle evine ulaştırılabildi(İHA-22.02.2006). Hakkari'nin Bay Köyü'nde yollar kapalı olduğu için hastaneye ulaştırılamayan yaşlı kadın, Köye Yönelik Hizmet Birim Amirliği ekipleri tarafından kurtarıldı(İHA-18.02.2006).Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'ne bağlı Ilıcak Köyü'nde hasta bir kadın, Köy Hizmetleri aracıyla 4.5 saat süren zorlu yolculuğun ardından 8 kilometre uzaklıktaki hastaneye götürüldü. Hastanede yapılan muayene sonrasında doktor, "Hasta, bu gece hastaneye yetiştirilmemiş olsaydı, hayatını kaybetmiş olacaktı" dedi(İHA-17.02.2006) Bitlis'in Hizan İlçesi Süttaşı Köyü'nden yolların kapalı olması nedeniyle kızakla 7 saatte ilçe merkezine ulaştırılabilen hamile bir kadın, hastaneye giden 1 kilometrelik yolu yürümek zorunda kaldı(İHA-20.01.2006). Kırıkkale şehir meydanında rahatsızlanarak yere düşen İbrahim Dereli isimli bir hastayı hastaneye götürmek için gelen ambulans, yağış nedeniyle hastanın yakınına gelemedi. Hasta, yol kenarında bekleyen ambulansa vatandaşlar tarafından omuzlanarak götürüldü(İHA-25.01.2006)
İthal edeceğimiz doktorlar, bu şartlarda çalışacaklarsa sorun yok. Ama Başbakanın Bursa daki şatafatlı bir hastanenin açılışında bu gerçekleri unuttuğu ortaya çıkıyor. İşte İstanbul’un ulaşım sorununa Rolls-Royce filosu ne kadar çözüm getirirse ithal edeceğimiz bu doktorlar da bizim sağlık sorunumuza o kadar çözüm getirir. Üstelik İthal doktora ne hacet var, bizdekiler onları aratmaz ki,..
Son dönemlerde büyük hastane sahipleriyle sıkı ilişkisi göze çarpan başbakana bu patronlardan birisinin prestij amacıyla “ doktor ithal edelim” diye fısıldaması muhtemel. Erdoğan bunun “Avrupa Birliğinin talebi” olduğunu beyan ettiğinden bizlerde bu beyanı esas alarak yorumlayacağız. Erdoğan tarafından dile getirilen “dışarından hekim ithal edeceğiz” söylemine başta Türk Tabipler Birliği olmak üzere ilgili sivil toplum kuruluşlarından ve çevrelerden çok sayıda tepki geldi. Kimisi destekler ve daha iyi olacağı yorumunu yaparken kimisi de “Başbakan Türk Hekimlerine güvenmiyor, hızlı tren sendromu na yakalanmış, doktor ithal etmek yerine hükümeti ihrac edelim, yabancı doktor yanında tercüman da getirecekler mi?, bırakın yurtdışını aydan bile hekim getirseniz hiçbir sorun çözülmez” şeklinde tepkilerin dile getirdiler.
Ancak, görebildiğim kadarıyla ne siyasi otorite neden böyle bir hazırlığın içinde olduğunu tam olarak kamuoyuna açıklayabilmiş, ne de ilgili çevreler ve meslek örgütleri neden böyle bir girişime karşı çıktıklarını kendi pencerelerinden bilimsel ve rasyonel gerekçelere dayalı olarak ortaya koyabilmiş değiller. Kanımca Harrison “Rolls-Royce” benzetmesinde haklıydı, çünkü bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde yetişen bir doktor batılı meslektaşlarının tıpatıp bir benzeridir. Öyle olması için her şey yapılır ve yetiştirilmesi son derece pahalıdır. ABD’de bir doktorun yıllık yetişme maliyeti 20.000 dolar iken, ülkemizde yaklaşık 18.000 dolar civarındadır. Yetiştirilmesi bu derece pahalı olan doktorun tedavisi de pahalıdır.
Bu doktorların öğrendikleri genellikle batılı insanın rahatsızlıklarının tedavisidir, zira tıbbi bilgi üretimi batının tekelindedir.. Kendi ülkesinin zengini de batılılar gibi yaşadığı için batılılar gibi hastalanmaktadır. Ülkesinin insanının sindirim sistemindeki kistler, sıtma, kötü beslenme gibi tuhaf şeyler onu pek ilgilendirmez. Yeterince başarılı ise batılı ülkelerden birine kapağı atar, keyfini keyif ederdi. İşte üçüncü dünya da tıp eğitimi sonunda elde edilen sonuç budur. Batıda pazarlanabilen ama kendi insanının işine yaramayan bir beyinin, ülkemizde bir köyde görev yapmak isteğine kolay rastlayamazsınız. Çünkü kentler bol para kazandırabilecek, paralı hastaların tıka basa dolduğu yerlerdir. Senelerce okunmuştur, para kazanmak ve rahat yaşamın hakkı olduğuna inanır. Çok kazanıp bol keseden harcayarak etrafına hava atacak, statü elde edecek, saygınlığı artacak ve seçkinleri etkileyebilecektir. Ahlak anlayışı onu acılara yabancılaştırır. Pek azı istisna olmak üzere genellikle acının bol olduğu yerlerden uzaklaşırlar. Muhtacın yardımına koşmaz, zenginin hizmetindedirler. Para neredeyse oradadırlar, mesleğinin yüklediği sorumluluğun bilincinde değildir. Onun için sağlık ve mükemmellik paradadır, para ise ülkenin zenginlerindedir.
Üçüncü dünyanın yoksul insanı paramparça ve kısıtlı bütçesinde büyük harcamalar yaparak onu eğitmiş, hastalıklarına derman bulur düşüncesiyle onu yetiştirmiştir. Oysa onun gözü ya Avrupa da ya da Amerika da dır. Yoksul ülkelerden zengin ülkelere göç eden insanlar ‘beyin göç’ünün en önemli kısmını oluşturur. Ülke ne kadar yoksulsa, büyük harcamalarla yetiştirdiği doktorlarını batıya kaptırma şansı o kadar yüksek demektir. Öte yandan gelişmiş, batı ülkeleri kendileri için gerekli olan yetişmiş insan gücünün küçümsenmeyecek bir kısmını bu ülkelerden ithal ederek neredeyse ‘sıfır’ maliyetle ve hiçbir zahmete girmeksizin elde edivermektedirler. Örneğin bugün Amerika ve İngiltere hastanelerinde bu yabancı doktorların desteğinin olmaması durumunda, bu ülkedeki hastanelerin bir gün bile işlemesi mümkün değildir. Bu yürekler acısı beyin göçü, üçüncü dünya ülkelerinde verilen tıp eğitiminin, üçüncü dünyanın gerçekleri ile bağdaşmıyor olmasının hem sonuçlarından, hem sebeplerinden birisidir. Yoksul ülkelerin doktorları, ülkelerinin gerçeklerine göre eğitilmeleri halinde sahip bulundukları bilgilere batının zengin hastalarının ihtiyacı olmayacak, üçüncü dünya ülkelerinin doktorları zengin batı da para etmeyecektir.
Doktorların, yukarda bahsettiğimiz yanlış bir eğitim sistemiyle yetiştirilmesinin yanı sıra ülkede sağlık hizmeti yapmaya elverişli alt yapının olmaması nedeniyle durum içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Zira ülkemiz doktorlarının belirtilen bölgelerde çalışmak istememesi ayan beyan ortadadır. Hakkari, Ağrı ve Van da ki hekim açığı ve doktorsuzluk nedeniyle kapanan sağlık ocağı ile hastaneler buna işaret etmektedir. Yakın zamanda Malatya gibi merkez konumundaki illerde meydana gelen ishal salgınında sağlık yetkililerinin elinin ayağının birbirine dolanması kendi hastalıklarına uygun yetiştirilmeyen sağlık personeli yetiştirme ve tıp eğitiminin bariz örnekleridir. Ayrıca ithal doktorların mevcut alt yapıya uyum sağlamaları imkansız olup, sanırım hekim ithalinden maksat, batıdan getirdiğimiz doktorları Hakkarinin çukurca ilçesinde çalıştırmak değildir.