Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi… Kar, kış kıyamet… Kanser Hastanesi de yeni olduğundan yakıtımız yok, neredeyse donacağız, Bursa son 30 yılın en kötü kışını geçiriyor diyorlar.
Sağlık Müdüründen bir telefon gelmez mi? Filan köyde kanser salgını var(ne demekse?)! Aman, sayıın başhekimim bir çare! Biliyorsun, Bakan duyarsa, gazeteler yazarsa! Ne olur halimiz? .Zaten gazeteler yazdı mı bir yerde kanser var diye! artık akan sular durur. Hemen bir ekip kurduk 7–8 kişilik Cerrahı, Dahiliyecisi, Röntgencisi, Onkoloğu, Hemşiresi, Sağlık Memuru ve Şoförü. Dediler ki; erzak da bol alın, belki birkaç gün kalırsınız diye. Ayrıca bir ekip, İstanbul’dan bir ekipte İzmit’ten gelecekmiş.
Koyulduk yola. Ne yol ama bir görseniz! Kimi yerde bir bölümü uçmuş, bazı yerlerde ise kar geçit vermiyor. Allahtan zincirimiz var. Sonunda vardık köye, köy diyorlar ama bir beldeymiş bir de Belediye Başkanı varmış. Gittik doğru sağlık ocağına. Ebe hanım kapıyı açtı şaşkın şaşkın, bu kış kıyamette zorunuz neydi der gibiydi.
- Bu köyde kanser salgını varmış?
- Ne kanseri, öyle bir şey olsa biz duyardık.
Hemen Sağlık Ocağı doktorunu çağırdı. Çiçeği burnunda hekim arkadaşımız da geldi, aynı şeyleri dedi. Kayıtlara baktık, son 5 yılda toplam 2 kanserli vaka varmış. İki kanser oldu salgın. Birisi Belediye Başkanının kayınpederiymiş. Anladık hemen işin içyüzünü. Çağırdık Reisi, hazırlık tam, bir medya ordusu ile şeref verdiler. Anlat bakalım Reis dedik; ‘Aha şu dağ var ya! Oradan Radyasyon çıhıyo! Uranyum var diyenler! Hem yalan olsa benim cici babam olur muydu kanser. Meğer cici babası püfür püfür hem de günde 30 cigara içiyormuş. Yine anlatamadık reise durumu. Aha! Şu dağ var ya, işte oradan radyasyon çıhıyo diye.
O gün bugündür, ne zaman filan yerde çok kanser var dedilerse, gülesim gelir nedense, gülmesine gülerim ama bu felaket tellalları hiçbir yerde peşimizi bırakmaz ki. Bir örnekte Van’dan;Burada da felaket tellalı oldu. Bu tellallardan biri haber salmış. Ahlât ve Adilcevazlılara; sizde kanser bol diye. Panik takılan Süphan Dağı sakinleri, eski defterleri karıştırmışlar bir de ne görsünler 50’li yıllarda güya bir İngiliz uçağı düşmüş (Süphan Dağına) Nükleer madde de taşıyormuş ta. İşte o günden beri Adilcevazda kanser çok görülmüş.
Bir başka felaket habercisi de, Van Gölünü suçlamış. Dibinde uranyum varmış, oradan radyasyon saçıyormuş. Bunlarda yetmezmiş gibi tuzlama balığımız ile tezekte pişen tandır ekmeğimiz de kanser yapıyormuş. İşte bundan dolayı buralarda kanser köyün yakınlarına düşmüş. Ölçtük suyu, toprağı, tuzlanmış balığı ve tezeği. Ama radyasyonun izi yok. Az bile çıktı radyasyon.
Gözümüzden kaçmadı tabii, köyde içme suyu ile kanalizasyon borularının iç içe akması, köylülerin fırça görmemiş, sigaradan sapsarı olmuş dişleri ve belki haftada bir yıkanan elleri. Yani köyde temizlik ve hijyen dibe vurmuş.
Gırla varmış. Yine Sayın Dekanımızdan bir haber. Yine ekip kurduk ve bir medya ordusu ile ya Allah Adilcevaz. Önce Belediye Başkanı ve Kaymakamdan nezaket ve misafirperverlik yarışı. Yemekler, çaylar derken çıktık Süphan Dağının eteklerine, bulduk kanserli denilen köyü. 7 hanelik bir köy. Nasıl kanser istatistiği çıkaracaksak buradan. Ama yaşlılardan birisi anlattı Nükleer madde taşıyan İngiliz uçağı işte bu, sonra öğrendik ki şimdiye kadar (belki son elli yıl) bu köyde toplam 8 kanser vakası varmış, sordukça öğrendim ve kanaat getirdim ki bu köyle Radyasyonun sebep olabileceği türden bir kanserli hasta yok. Kanser olanların altında yatan sebep ise sigara, ağız, diş ve el temizliğinin olmayışı su ve kanalizasyon gibi kötü çevre koşulları. Çünkü en çok mide-bağırsak kanseri var. Ama günah keçisi, İngiliz gâvurunun uçağı veya güzelim Van Gölünün dibindeki radyasyon.
Üzüldüğüm şey kendine doktor diyenlerin bu masallara inanması ve Ahlât-Adilcevazdan gelen hastalara; ‘Yahu sizin orda ne kadar çok kanser varmış’ demeleri. Herhalde Bakan’da (O döndemde Osman Durmuş) duyduklarından etkilenmiş olacak ki dikmiş oraya bir ‘Onkoloji Hastanesi’.Allahtan yeni Bakan, anladı derdimizi de, Adilcevaz daki onkoloji hastanesini genel amaçlı hastaneye dönüştürdü, göreve geldiğinde. Şimdiki durum nedir, doğrusu bilmiyorum.
Diyeceğim o dur ki; Yalanın kanserlisi olur, ama kanserin yalanlısı olmaz…İnanmayın…